“DEZENFORMASYON BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR”

“DEZENFORMASYON BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR”

CUMHURBAŞKANLIĞI İLETİŞİM BAŞKANI FAHRETTİN ALTUN:
“DEZENFORMASYON BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR”
“Özellikle yurtdışı kaynaklı dezenformasyonu bir ‘milli güvenlik sorunu’
olarak görüyor, buna karşı gerekli tedbirleri almaya çalışıyoruz. İletişim
Başkanlığı olarak bu konuda savunmacı ve pasif değil, agresif ve proaktif

bir yaklaşım benimsiyoruz”

“Dünyada kimi devletlerin ve birer küresel güç haline gelen bazı özel
şirketlerin terör örgütlerine karşı iki yüzlü yaklaşımı, günümüz demokratik

nizamının karşılaştığı en büyük tehditlerden biridir”
“Özgürlük ve hoşgörü gibi kavramların eşcinsellik propagandası için
yozlaştırılmasına, bu yolla ailelerimizin ve çocuklarımızın hedef alınmasına

kesin olarak karşı çıkıyoruz”

“Dijitalleşmeye destek vermeli, ancak dijitalleşmenin kültürümüzü

yutmasına izin vermemeliyiz”

“Ülkemiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde nasıl sessizlerin sesi,
mazlumların hamisi haline geldiyse, iletişim alanında da hakikat

mücadelesinin en ön saflarında yer alacaktır”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının destekleriyle Anadolu Yayıncılar Derneği
tarafından Dijital Dünya Çalıştayı düzenlendi.
Dolmabahçe Çalışma Ofisinde gerçekleştirilen çalıştayın açılış konuşması,
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun tarafından yapıldı.
Konuşmasının başında, önceki gün Bingöl'den Tatvan'a gitmek üzere kalkan
helikopterin kaza kırıma uğraması sonucu şehit olan askerlere Cenab-ı Allah’tan rahmet
dileyen Altun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımcılara selamlarını ve
çalıştayın başarılı geçmesi yönündeki temennilerini iletti.
Dijitalleşmenin inkar edilemez bir gerçek haline geldiğini vurgulayan Altun,
habercilikten yayıncılığa, iş dünyasından özel hayata kadar her alanda hızlı ve geri
dönüşsüz bir değişim yaşandığına işaret etti.
“TÜRKİYE’DE İLETİŞİM ALTYAPISINA YAPILAN YATIRIMLAR ÖNEMLİ
ROL OYNADI”
Fahrettin Altun, Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusuyla bu dönüşümü çok güçlü şekilde
hissettiğini belirterek, “Gençlerimiz her gün en az 3 saatini bilgisayarları veya mobil
cihazları marifetiyle internette geçiriyor. Koronavirüs salgını nedeniyle gençlerimiz,
çocuklarımız geçtiğimiz yıl derslerini internet ortamında takip etti. Hala da eğitim
hatırı sayılır oranda internet ortamında sürdürülüyor. ” diye konuştu.
Türkiye’nin bu aşamaya gelmesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde iletişim
altyapısına yapılan yatırımların önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Altun, “Nitekim

ülkemizde faaliyet gösteren şirketlerin küresel devlerden gördüğü ilgiye hep birlikte
şahit oluyoruz. ” dedi.
"DIJ i TALLE S MEN I N EN TAMAMININ SONUNCUSU I SSED I"
Dijitalleşmeyi ele alırken fırsatlar kadar meydan okumaları da göz önünde bulundurmak
gerektiğini belirten Altun, bu sürecin olumsuz etkilerini en çok geleneksel medya
mensuplarının hissettiğini dile getirdi.
Altun, sosyal medya ve haber sitelerinin gazeteleri, dijital yayıncıların televizyonu,
müzik servislerinin radyoyu olumsuz etkilediğini ifade etti.
Ayrıca yaklaşık bir yıldır devam eden koronavirüs salgınının özellikle reklam gelirlerini
düşürerek, geleneksel medyanın sorunlarını derinleştirdiğine işaret eden Altun, “Bu
durum, yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde görülüyor. Nitekim irili ufaklı
birçok kuruluş, uzun yıllardan sonra küresel salgın koşulları nedeniyle faaliyetlerine son
vermek durumunda kaldı. New York Times, Guardian gibi dev medya şirketleri birçok
çalışanının işine son verdi. Benzer süreçler Avrupa’da da yaşanıyor. ”
değerlendirmesinde bulundu.
Dijitalleşme sürecinin medya alanındaki bir başka yan etkisinin de haberciliğin tıklanma
sayılarına ve okunma sürelerine indirgenmesi, böylece sansasyonel içeriklerin kamu
yararının önüne geçmesi olduğunu belirten Altun, “Sansasyonun, kamu yararının önüne
geçmesi ise medyanın demokratik rejimlerde oynadığı kritik rolü zayıflatan bir unsura
dönüşmüş durumda. Medyada bugün 5N1K kuralını hatırlayan var mı? Hız, tıklanma,
sansasyon, tiraj, reyting... Bunların merkeze alındığı, gerçek haberin, kamu yararının
ikinci planda tutulduğu bir medya eko-sisteminden bahsediyoruz. Biz bugün Türkiye’de,
İletişim Başkanlığı olarak bu sorunu çözmek için elimizden gelen çabayı gösteriyor, bu
noktada medya sektörümüzle iş birliğimizi sürdürüyoruz. ” diye konuştu.
“İNTERNET GAZETECİLİĞİNİN MESLEKİ STANDARTLARINI ORTAYA
KOYMALIYIZ”
Altun, internet üzerinden yapılan gazetecilik faaliyetlerine değinerek, şunları kaydetti:
“Dünyada ve Türkiye’de bilgi hızla fiziksel ortamdan dijital ortama taşınırken bu
faaliyetleri düzenleyen kuralların kapsamlı şekilde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini
düşünüyoruz. İnternet artık ana akım medyanın bir parçası haline gelirken bu gerçeğe
gözümüzü kapatamayız. Dolayısıyla mevzuatımızın ve çalışma yöntemlerimizin
zamanın koşullarına uygun hale getirilmesi önemli bir gerekliliktir.
Elbette burada hassas bir denge gözetmek durumundayız. Kendi imkânlarıyla basit bir
internet sitesi kuran, buradan bir tür yayıncılık yapan kişiler ile profesyonel gazetecileri
birbirinden ayırmak elzemdir. Bu ayrım, öncelikle, gazetecilik mesleğinin evrensel
standartlarını muhafaza etmek ve gazetecileri korumak için gereklidir. Diğer yandan,
sadece belirli bir mecra üzerinden çalıştıkları için gazetecilik yapanların mağdur
edilmesi de kabul edilemez. Hep birlikte internet gazeteciliğinin mesleki standartlarını
ortaya koymalı, bu alanı rasyonel ve şeffaf bir şekilde düzenlemeliyiz. Bu adımları

atılması, karşı karşıya olduğumuz bazı tehditlerin bertaraf edilmesine de katkı
sağlayacaktır.
"DİJİTALFAŞİZM, BÜYÜKTEHDİT"
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, bugün karşı karşıya olunan en
büyük tehditlerden birinin de dijital faşizm olduğunu ifade etti.
Dünyanın belirli bir bölgesinde kümelenmiş bir avuç şirketin “hakikatin tekelini”
ellerinde tuttuğunu iddia ettiğini dile getiren Altun, “Bu iddia milletin seçilmiş
temsilcilerine sorgusuz sualsiz sansür uygulamaya kadar varan bir cüretkarlıkla
birleşmiş durumda. Bu tür anti-demokratik uygulamaların meşrulaştırılması için
ellerinden gelen gayreti ortaya koyuyor, her tür manipülasyonu yapıyorlar. Böylece bir
grup özel şirket, kamunun bilgiye erişimi noktasında hem avukat hem savcı hem hakim
görevini üstleniyor. Bu gidişatın ne kadar sorunlu olduğu açıktır. ” dedi.
Dijital faşizmin bir başka unsurunun da ifade özgürlüğü ve tolerans gibi kavramların
dejenere ve politize edilmesi olduğunu belirten Altun, “Açık ve net bir biçimde
vurgulamak istiyorum. Ortada apaçık bir çifte standart var. Bakınız, küresel şirketler
ne yapıyor? Bir yandan siyasetçileri ‘şiddeti teşvik ettiği’ gerekçesiyle susturuyorlar. Öte
yandan aynı küresel şirketler, terör propagandasına ortak olmaya, bunu da bile isteye
yapmaya devam ediyorlar. Nitekim ABD ve AB’nin terör listesindeki PKK’nın veya 15
Temmuz’da 251 masum insanı katleden FETÖ’nün elebaşıları, sosyal medya
platformlarında serbestçe propaganda yapmaya devam ediyorlar. Buna ilaveten ülkemiz
terör örgütleriyle bağlantılı hesapların kapatılmasını istediğinde otoriterlikle ve ifade
özgürlüğüne saygı göstermemekle itham ediliyor. ” yorumunu yaptı.
“FETÖ DE PKK DA ÇAĞIMIZIN EN KALLEŞ TERÖR ÖRGÜTLERİNDEN”
“Dünyada kimi devletlerin ve birer küresel güç haline gelen bazı özel şirketlerin terör
örgütlerine karşı iki yüzlü yaklaşımı, günümüz demokratik nizamının karşılaştığı en
büyük tehditlerden biridir. ” diyen Altun, “Masum insanları kalleşçe öldüren katil
örgütlere gösterilen bu 'engin hoşgörü’ ne yazık ki modern zamanların en can acıtan
sorunlarından biridir. Zira terör örgütleri, sadece hedef aldıkları kesim için değil, tüm
dünya için tehdittir. ” ifadelerini kullandı.
On yıllardır Türkiye’ye karşı alçakça saldırılar içerisinde olan terör örgütü PKK’nın on
binlerce canı gözünü kırpmadan öldürdüğünü anlatan Altun, “Bu katiller sürüsü sadece
Türkiye’de değil, Suriye başta olmak üzere birçok ülkede terör saldır ıları düzenledi,
masum insanların kanına girdi, sevdiklerimizi bizden aldı. Bu gerçeğe rağmen, eli kanlı
terör örgütüne sempati beslemek, destek sağlamak açık bir şekilde suç ortaklığıdır. Aynı
şekilde FETÖ’yü ve başındaki terörist ele başını himaye edenler de büyük bir suça
ortaklık yaptıklarının farkına varmalıdır. ” diye konuştu.
“TÜRKİYE’YE YAPILAN HAKSIZLIK, TARİHE KRİTİK BİR NOT OLARAK
DÜŞECEK”
Altun, FETÖ’nün de PKK gibi çağın en kalleş terör örgütlerinden biri olduğunu
vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Birçok alanda sinsice yol alıp kendi örgüt çıkarları için cinayetlerin, ihanetlerin her
türlüsüne bulaştılar. Kurdukları tezgah Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşuyla
yıkılınca, son çare olarak darbeye kalkıştılar. Ama o sarıldıkları çürük ip de milletimizin
destansı direnişiyle kendi boyunlarına, kendi ayaklarına dolandı. Ülkemizde bu şeytani
yapının beli iyice kırılmış olsa da kaçtıkları ülkelerde Türkiye karşıtı operasyonlardan ve
toplumu zehirleme çabalarından vazgeçmiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, milletimize
düşman olan FETÖ terör örgütünün kökü kazınıncaya ve son FETÖ’cü de işlediği
cürümlerin hesabını adalete verene kadar peşlerinde olacağız, mücadelemizi kararlılıkla
sürdüreceğiz. ”
Fahrettin Altun, FETÖ gibi darbeci, katil ve sinsi bir terör örgütünü kullanışlı bir aparat
olarak görenlerin toplumlarına en büyük kötülüğü yaptıklarını er ya da geç anlayacağını
ifade etti.
Terör örgütlerinden medet uman ikiyüzlü ve çarpık anlayışın insanlığın hiçbir sorununu
çözemeyeceğinin altını çizen Altun, “Tüm terör örgütlerine karşı amansız bir mücadele
içinde olan Türkiye’ye yapılan haksızlık elbette tarihe çok kritik bir not olarak
düşecektir. Haklı olan, doğru olan, hakikat olan önünde sonunda galip gelecektir.
Türkiye de bu hakikat mücadelesinin taşıyıcısı olan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde
tarihteki şerefli yerini alacaktır kuşkusuz. ” dedi.
“VATANDAŞLARIMIZI HER TÜRLÜ AŞIRILIKTAN KORUMAK DEVLETİN
BAŞLICA GÖREVİ”
Dijital faşizmin bir diğer boyutunun da bir avuç şirketin özgürlük adı altında kendilerini
kanunların üzerinde konumlandırma gayreti olduğunu belirten Altun, şu
değerlendirmede bulundu:
“Bildiğiniz gibi Türkiye Cumhuriyeti olarak bu konuda düzenleme yapmaya çalıştığımız
için içeride ve dışarıda olağanüstü bir baskıyla karşı karşıya bırakıldık. Son derece
makul olan taleplerimiz, ifade özgürlüğüne saldırı olarak lanse edildi. Açıkçası bu
süreçte bazı muhalefet temsilcileri de bu küresel şirketlerin maaşlı sözcüleri gibi mesai
yaptı. Biz bu süreçte hem Türkiye hem de dünya için doğru bir iş yaptığımızın bilinciyle
sağlam durduk. Her türlü baskıya göğüs gerdik. Dünyanın hiçbir yerinde sınırsız
özgürlük diye bir şey olamayacağını söyleyip, egemenliğimize saygı gösterilmesini
istedik. Neticede meşru taleplerimizin ilgili şirketler tarafından kabul edildiğini hep
birlikte gördük.
Aynı şekilde, özgürlük ve hoşgörü gibi kavramların eşcinsellik propagandası için
yozlaştırılmasına; bu yolla ailelerimizin ve çocuklarımızın hedef alınmasına kesin
olarak karşı çıkıyoruz. Vatandaşlarımızı her türlü aşırılıktan korumak devletin başlıca
görevidir. Bu tür çirkinliklerin özellikle gençlere ‘normal’ bir şey gibi sunulması,
toplumsal düzenimize ve milletimizin asil karakterine yapılmış bir saldırıdır. Bugün bu
konuda birilerine hoş görünmek için en ufak taviz verilmesi, gelecekte çok daha ciddi
sorunlarla karşılaşmamıza neden olacaktır. Buna izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. ”
“DİJİTALLEŞMENİN KÜLTÜRÜMÜZÜ YUTMASINA İZİN
VERMEMELİYİZ”

Altun, kamuoyunun sistematik şekilde manipüle edilmesinin ve algıların olguların
önüne geçirilmeye çalışılmasının her şeyden önce demokratik siyasal kültürün ve siyasal
katılımın düşmanı olduğunu söyledi.
“Bu girişimlere karşı hakikati, gerçeği, doğruyu savunmalıyız. ” diyen Altun, “İnsanın bir
toplumun üyesi olarak edindiği bilgi, inanç, sanat, ahlak, yasa adet ve diğer kabiliyetler
ile alışkanlıklarını içeren o karmaşık bütüne yani kültüre, kültürümüze sahip çıkmalıyız.
Dijitalleşmeye destek vermeli, ancak dijitalleşmenin kültürümüzü yutmasına izin
vermemeliyiz. Kültürün medyatikleşmesi, medyanın dijitalleşmesi sadece günümüz
siyasal atmosferini değil, kültürel zenginlik ve çeşitliliğini de olumsuz etkileyebiliyor. ”
ifadelerini kullandı.
“DEZENFORMASYON BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR”
Yurt içi ve yurt dışı kaynaklı yalan haber akışının aynı zamanda vatandaşın devletle
ilişkisini zehirlemeyi, kurumlara olan güveni erozyona uğratmayı hedeflediğini belirten
Altun, şöyle devam etti:
“Bunu her gün tecrübe ediyoruz. Hakikat sonrası veya post-truth olarak adlandırılan bu
dönemde özellikle dezenformasyon direnci düşük olan kesimler kolayca etki altına
alınabiliyor. İşte bu nedenle özellikle yurtdışı kaynaklı dezenformasyonu bir ‘milli
güvenlik sorunu’ olarak görüyor; buna karşı gerekli tedbirleri almaya çalışıyoruz. Bu
konuda da son derece kararlıyız. İletişim Başkanlığı olarak bu konuda savunmacı ve
pasif değil, agresif ve proaktif bir yaklaşım benimsiyoruz. Tüm kurum ve
kuruluşlarımızın iş birliği ve eşgüdüm içerisinde dezenformasyonla mücadele etmesini
hedefliyoruz. Bu hedefimizi ulusal ve uluslararası boyutta plan ve projelerle tahkim
ediyoruz. Ülkemiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde nasıl sessizlerin sesi,
mazlumların hamisi haline geldiyse, iletişim alanında da hakikat mücadelesinin en ön
saflarında yer alacaktır. ”
“TÜRKİYE’NİN VERİSİ TÜRKİYE’DE KALMALI”
Fahrettin Altun, bu noktada veri güvenliğinin de son derece hayati bir unsur olduğunu
belirterek, “Türkiye’nin verisinin Türkiye’de kalması için gereken tüm önlemleri almak,
tüm adımları atmak zorundayız” dedi.
Bu açıdan son haftalarda bir haberleşme uygulamasının aldığı karar sonrasında yaşanan
sürecin sevindirici olduğunu dile getiren Altun, “Bu süreçte hem Cumhurbaşkanlığımız
hem de diğer kurumlarımız medya bilgilendirme gruplarını yerli ve milli uygulamamız
BiP’e taşıyarak bu harekete destek oldu. Yalnızca Türkiye’nin değil, Türkiye’nin
dostlarının yaşadığı birçok ülkeden milyonlarca insanın bizim uygulamamızı tercih
etmesi hiç kuşkusuz bir gurur vesilesidir. Bu sürecin güçlü bir şekilde devam edeceğini
ümit ediyorum. ” ifadelerini kullandı.
“YENİ İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ, TÜRKİYE’NİN TANITIMINDA
ÖNEMLİ”
Tehditlerle mücadele ederken, dijitalleşmenin Türkiye’ye sunduğu fırsatları
görmezlikten gelinemeyeceğine işaret eden Altun, “Ülkemizin haklı tezlerini her

ortamda savunmak, özellikle milli güvenliğimizi ilgilendiren konularla ilgili ulusal ve
uluslararası kamuoyunu doğru bilgilendirmek zorundayız. Bu amaca ulaşmak için
elimizdeki tüm araçları en iyi bir şekilde kullanmak, bunlardan faydalanmak
durumundayız. Bu itibarla yeni iletişim teknolojilerinin özellikle Türkiye’nin tanıtımına
önemli katkılarda bulunabileceğine inanıyorum. ” değerlendirmesini yaptı.

Bekir Terzioğlu

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER