Dernek, su varlıklarının küresel sermaye ve politikalarla kuşatma altına alındığını belirterek kamuoyuna çağrıda bulundu.

Açıklamada, dünyada toplam su miktarı sabit olmasına rağmen yenilenebilir tatlı su kaynaklarının hızla azaldığına dikkat çekildi. Türkiye’de kişi başına düşen yıllık su miktarının 2000 yılında 1652 metreküp iken 2025 itibarıyla 1302 metreküpe gerilediği, bu rakamın 2050’de 1069 metreküpe düşmesinin beklendiği ifade edilerek, ülkenin “su fakiri” olma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Dernek, su varlıklarının HES projeleri, barajlar ve “dere ıslahı” adı altında yapılan müdahalelerle zarar gördüğünü, pınarların ise ticari kullanım amacıyla şirketlere devredilerek şişelenmiş suya dönüştürüldüğünü kaydetti. Ayrıca sanayi, madencilik ve enerji sektörlerinin su kaynakları üzerinde ciddi baskı oluşturduğu, kirlenmenin arttığı ifade edildi.
Açıklamada, su kullanımındaki adaletsiz dağılıma da dikkat çekilerek, toplam tüketimin yüzde 69’unun tarımda, yüzde 19’unun sanayide, yalnızca yüzde 12’sinin evsel kullanımda gerçekleştiği belirtildi. Bireysel tasarruf çağrılarının yeterli olmadığı, asıl tüketimin büyük ölçekli üretim faaliyetlerinden kaynaklandığı vurgulandı.
Öte yandan bazı projelere de değinilen açıklamada, Çanakkale’deki Kocabaş Çayı ve Hacıbekirler Göletleri’nin Cengiz Holding tarafından yürütülen maden projesine, Kumarlar Göleti’nin ise Alamos Gold faaliyetlerine tahsis edildiği hatırlatıldı. Muğla’daki su varlıklarının da termik santraller tarafından yoğun şekilde kullanıldığı ifade edildi.
Dernek, çözüm önerileri kapsamında suyun bir “kaynak” değil “müşterek varlık” olarak ele alınması gerektiğini belirterek; komünal ve doğa dostu su yönetimi, tarımda modern sulama tekniklerine geçiş ve sanayi ile enerji üretiminde su kullanımının sınırlandırılması çağrısında bulundu.
Açıklamanın sonunda, suyun tüm canlıların ortak hakkı olduğu vurgulanarak, “Su yaşamdır, sermaye elini suyumuzdan çek” ifadelerine yer verildi.
Yorumlar
Kalan Karakter: