Yolculuğum, İstanbul Pendik'ten başlayacaktı. Trende koltuğuma oturdum ve kalbimden yolculuğun huzurla geçmesini diledim. Yolcusu olduğum vagon, birkaç boş koltuk haricinde dolu görünüyordu. Sessizlik hakimdi. Hatta, acaba bir yanlışlık mı var diye de tereddüt ettim. Hani yolculuklarda ya bir çocuk ağlar, ya yüksek sesle konuşur, çocuktur deriz haliyle idare ederiz. En vahimi ise toplumsal düzeni korumak için alınmış kuralları bozacak şekilde davranabilen yaşı büyük insanların aşırılığıdır. Daha önceleri de yolculuk yaparken bazı sorunlarla karşılaştığım için yine tekrarını yaşama ihtimali olurmu nun acabası ister istemez aklıma düşmüştü elbette.
Vagonun içinde huzuru hissettiren hava vardı. Tam da böyle olumlulukla düşünürken, benim yan hizamdaki çift koltuğun önünde, koridor tarafındaki koltuğa orta yaşlarda iri yapılı erkek yolcu büyük bir bavulunu da koridoru kapatacak şekilde koridora bırakıp koltuğa oturdu. Bu yolcu, başını koridor tarafından arka tarafa çevirip bakınca, koltuğum onun çaprazında olduğundan ilk benim yüzümle karşılaşıyordu. Gözlerimin önüne ya da karşıma da baksam, yan hizamın önündeki koltuktan bir başın arkaya döndüğünü, benim oturduğum tekli koltuğa oturacak olan herkesin fark edebileceği gibi fark edebiliyordum. Yolcu, başını koridor tarafından çevirip arka taraflara bakmaya başladı. Bunu tekrarlayarak yapmasında bir tuhaflık hissetmiştim. Ben başımı pencereye çevirerek oraya sabitlemek durumunda kalmanın kısıtlanmışlığı içindeyken tren görevlisi geldi ve bu yolcuya; onun koridoru kapatmış olduğu bavulunu, bavulların bulunduğu bölüme bırakmasını söyledi. Normal şartlarda bir insanın bilmesi gereken bir kuraldı bu zaten. Trendeki görevliler çok nazik ve dikkatliydiler. Evet, eğitim (Eğitim=Davranışlar Bütünü) ömür boyu devam eder, eder de öğrendiklerinin üzerine ilavelerle devam eder. Aslında eğitilmemiş bir çocuğun, ileriki yaşlarında eğitimin önemini kavrayıp da öğrenmeye açık olduğuna şahit olmadım ben bir eğitimci olarak. Bu da demektir ki; eğitimsiz, ya da yeterli eğitimi olmayan ailelerin, kişilerin elinde büyüyen çocuklar, çevresine, okullarda öğretmenlerine ve eğitimli çocuklara kabus yaşatabiliyorlar. Bu çocuklar, önlemler alınmazsa ne yazık ki hayatın kendilerine atacağı tokatlarla zoraki veya şartların, çevrenin yönlendirdiği şekliyle, hayatın sert akışıyla eğitilir ve kendi tercihleri, deneyimleri ile faydalı değişime uğrayabilme şansları çok azdır. Eğitimsiz bir yetişkinin davranışları, kendisi tarafından ya tamamen kontrolsüz oluyor ya da davranışlarını kontrol etmeye çabalasa da kendisinin kontrolünden çabuk çıkabiliyor. Kendi kendini yönetemez, bireyselleşemez duruma geliyor. Üstelik yetişkin olana kadar, sonrasında da kendisine ve etrafına zarar vermişliğinin bilincinde olamıyor maalesef. Tabii ki eğitimsiz bir kişi, nasıl bir aile ve çevre içinde yaşıyordu acaba? Asıl bu çok önemli ve sorunların büyük ölçüde kaynağı budur. Çocukların, öncelikle sevgiye, güven hissedebileceği sağlam kişiliklerin desteğine ve güvenilir ortamlara, kendini geliştirebilmeye katkıda bulunacaklara ihtiyaçları vardır. Ve devletin, kurumların çocuğa desteği son derece anlam kazanır. Okul, çocuklar için bilgi öğrenmede, araştırmada, kişiliklerini oluşturmada çok önemlidir ve eğitilmede tamamlayıcı, geliştirici, sosyalleştirici, vazgeçilmez bir eğitim ve öğretim kurumudur. Bir çocuğun karnını doyurmak onun birey olabilmesi için yeterli değildir. Doğumundan itibaren gerekli eğitimi alamayan çocukların algı düzeyi çok sınırlı ya da aşırı free (kontrolsüz özgürlük) olduğundan ne yazık ki; davranışları tekrarcı veya sabit, kural tanımaz ve şiddete meyilli olabiliyorlar.
Kendilerini kontrol edebilme ve empati kurabilme bilinci gelişemiyor. Üstelik kendisine, karşısındakine, topluma zararlı ve faydalı olanı öğrenmeyi de otomatik olarak reddebiliyorlar, beyinlerini adeta öğrenmeye kapatıyorlar.
Bu şuna benziyor; koskocaman bir çöp kamyonunu kullanan şoför, çöp konteynerini teknolojinin getirisiyle otomatik düğmelere basarak ve aletlerin yardımıyla havaya kaldırıp kamyonun üzerine getirerek çöp konteynerinin alt kapaklarını açarak, çöpleri nokta atışıyla boşaltırken, çöp konteynerinin alt kapaklarına takılı kalan çöp poşetlerinden yere dökülen, süzülen yıllanmış çöplerin mahalleye yayılan kokularını solumamıza neden oluyor ve yıllanmış eski çöp kalıntıları ile mahalleyi başbaşa bırakıp gidiyor. Ve şoför, yaşamın en önemli hassasiyetlerine bakış atıp geçiyor.
Devlet aslında imkanları sağlıyor, birimler düzgün çalışmıyor. İki üç yıldır aynı çöp kalıntılarının olduğu çöp konteynerlerinin içi ve altı ne durumda denetleyen yok. Ben mahallenin çöp kamyonu şoförü ve temizlik görevlilerine söylemiş olsam da bizim görevimiz değil yanıtı aldım.
Eğitimsiz insanlar bir anda etrafı huzursuz edebilirler. Eğitimsiz insanların ne zaman ne yapacakları da belli olmaz, tamamen kendilerine de kontrolsüzlerdir. Tepkilerini de tahmin edemezsiniz.
Kısa süre sonra vagona, bir üniversite öğrencisi olabilir sanki, bir genç geldi ve çaprazımda oturan, sürekli arkaya dönüp bakan yolcuya; onun oturduğu koridor koltuğunun kendi bilet numarası olduğunu açıklayarak, ona cam kenarına geçmesini söyledi. İçimden çok şükür derken ben, bir süre sonra aniden yükselen horlama sesiyle vagondaki koltuklarda o sese doğru hareketlenme oldu. Öylesine kuvvetli horlamaydı ki; yankısı vagonların dışına doğru sınırları aşmış olabilirdi. Trenden ayrılamayacağımıza göre horlayan yolcuyu uyandırmaktan başka çare yoktu. Horlamanın da sağlıkla ilgili sorunlardan kaynaklı olabildiğini biliyorum. Sese karşı tepki olarak koltuklardaki kıpırdanmalar devam ederken ben kıpırdanmamı ayağa kaldırdım ve horlamaya doğru adımladım. Önce seslendim 'beyefendi horluyorsunuz, başınızı düzeltin' diye. Yolcu, seslenişime biraz gözlerini araladı sonra daha fazla horlamaya başladı. Yine seslendim, durum aynı. Hafifçe omzuna vurdum pıt pıt, hiç fark yok. Bu sefer daha kuvvetli olsun diye pat pat vurdum. Baktım sonrası dayağa gider, durdum. Yolcular beni izliyordu.
Horlayan kişi bayağı cüsseli bir adam. Yakasından tutup silkelesem mi derken, omzundan sarsınca, yolcunun kafası öne doğru geldi. Hagıır, huguur, puf puf pııh... poof, pofuur.. Gözlerini açtı.
Beyefendi horluyorsunuz, başınızı düzeltin lütfen dedim ve yerime geçtim.
Tekrar horlama başlayınca bir erkek yolcu ve ardından trende görevli bir kadın gitti yanına. Aynı aşamalar devam ederken Eskişehir'e gelmiştik, memleketimle selamlaştım. Trenden inenler, binenler ve doğduğum şehir olan Ankara'ya devam.
Trende kurallara dair anonslar yeterince yapılıyordu. Bu sefer de vagonda birkaç koltuk önden ağır bir koku geliyordu. Acaba ne bu derken, tam da o anda ayakkabılarınızı çıkartmayın diye anons yapıldı. Evet ayakkabılarını çıkartanlar vardı. Çorap ve ayak kokusuydu etrafı saran ve nasıl oluyor da bazı insanlar bu kadar rahatlıkla etrafını rahatsız ediyordu.
Hayatı anlamlı yapan en önemli özelliklerin, eğitim, öğretim, öğrenme, duyguların hassasiyeti ve insanın kendisini de yetiştirebilmesiyle alakalı olduğunu söyleyebilirim.
Yorumlar
Kalan Karakter: