Ben bu muhteşem doğa harikası ilçeye İstanbul’dan göçmen olarak geleli 30 yıl oldu! O günden bugüne gazeteci olarak elimi taşın altına soktum. Bu doğa harikası ilçeyi, şehircilikten nasibini almayanlar bugün düzeltilmesi mümkün olmayan hatalarla yaşamaya mahkûm bıraktı. Dünyanın en ileri teknolojik şehir plancıları gelse bile düzeltemezler.
Son seçim öncesi başkanlığa aday olan şehir plancısı Nevin Sayman’a sormuştum: “Edremit şehir planı konusunda projeniz var mı?” “Projelerimi genel merkeze teslim ettim,” demişti.
Neyse… Akçay, benim göç ettiğim yıllarda tek katlı evlerden oluşurdu; her evin bahçesinde buz gibi içme suyu dolu havuzlar vardı. Şimdi o havuzlar taş dolu.
Edremit merkezi, her seçimi kazanan tarafından üç beş kez çehre değiştirdi. Altyapı hâlâ yılların hatalarının vebali altında… Ahmet Öner ve sonraki yönetimler bu hataları düzeltebilecek güce sahip değildi. Bütün Edremit merkezinin yeniden yapılması gerekir. Altyapı zafiyeti nedeniyle aşırı yağış sonrası merkez sular altında kalıyor. Mevcut yönetim kanal açma sorunlarıyla boğuşuyor.
Hızlı göç alan ilçe ne yazık ki bu yaşam tarzını kabullenmek zorunda. Hal böyleyken, bir yandan altyapı onarımları yapılırken doğal gaz, telefon gibi işletmelerin verdiği zararı görmezlikten gelen bazı muhalif kanatlar halkı kışkırtma yoluna gidiyor. Bu şirketlerin kazıp harabe hâline bıraktıkları Akçay ve civarındaki yolların hâlini belediye yönetimini basiretsizlikle suçlayarak anlatıyorlar.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Rahmetli Edip Uğur, Akçay’a şehir şebeke suyu getirmek adına tüm Akçay’ı adeta savaş alanına çevirdiğinde neredeydiniz? Onarımı kim yaptı? Bugün bu kazılar nedeniyle büyük hasar gören Akçay ve civarının yol onarım bütçesini neden konuşmuyorsunuz?
Bir başka ve çok önemli konu da ülke genelinde uygulanmakta olan Büyükşehir uygulaması… Bunun önemli bir boyutu da ilçenin ağırlıklı olarak CHP’de olması. Mesela yıllardır yazdığım konu: Akçay’a mendirek yapılması. Lodos patladığında çay bahçeleri bile sular altında kalıyor. Bu aşamada Ahmet Akın’ın araştırma yapmadan “gümrük kapısı” adı altında kordonda ofis açması da ayrı bir tartışma konusu.
1- İskele yetersiz. Bu iskelenin bir kısmına Sahil Güvenlik el koydu.
2- Gümrük açıldığında hiç mi yabancı tekne bağlamayacak?
3- Yaz sezonunda lodos hiç mi patlamayacak?
4- Yerli vatandaşların tekne bağlama hakları ellerinden alınmış olmuyor mu?
5- Mendirek olmadığı sürece sahilde Sahil Güvenlik botunu gören var mı?
Neyse, gelelim yine Edremit yolları konusuna… Diyelim ki bütün yollar kaymak gibi oldu. Trafik rahatlayacak mı? Asla! Çünkü şehir planı yok. Plancılar ellerini taşın altına koysa bile çare olmayabilir. 40–45 yıl öncesinin hataları karşımıza çıkacaktır. Hatırlayın, bir dönem trafik sinyalizasyon ışıkları konmuştu. Çare oldu mu? Daha fazla tıkanıklık yarattığı için kaldırıldı. Araştırma yapılmadan, “yapmış olmak için” yapılan israf…
Sözün özü: Bugün Ertaş yönetimini eleştirenlere bir şarkı öneriyorum: “Maziye bir bakıver, neler neler bıraktık.”
BENDEN BİRİLERİNE
Bir mevki için klorakla duş alamazsın; aynı şekilde mazini de aklayamazsın.
MURAT TUNA
AKP meclis üyesi Murat Tuna… Hasan Arslan–Yücel Yılmaz koalisyonunda Arslan hakkında kaç suç duyurusunda bulunmuştu? İyi güzel de neden bir soruşturma açılmadı? Bu suçlamaların akıbeti nasıl buhar oldu?
Tuna, geçtiğimiz gün CHP’nin Ertaş yönetiminin Ankara’ya gidişini eleştirerek “Edremit’in hizmete ihtiyacı varken neden gittiler?” dedi. Güldüm…
Şimdi ben Tuna’ya sorayım: Hatırla bakalım… Yücel Yılmaz ve Canbey, Sayın Erdoğan Amerika’daki görüşmelere gittiğinde çağrıldılar mı? Harcırah aldılar mı? Ne gibi anlaşmalara imza attılar? Ülkenin o kadar sorunu varken… “Efendim, duymadım!”
UMRE
Bu konuda sosyal medya hesabımda yazdığım paylaşıma eski İbrahimce Muhtarı Hüseyin Çanaklı, “Kimisi rakı sofrasının fotoğrafını koyup yayınlıyor” diyerek benim aile fotoğrafımı eklemiş.
Yanıtım şöyle oldu: Dini vecibeler iterek, dürterek öğretilmez; Edremit’te de kimseye bu şekilde ders verilmez. Bu bir. Benim konu ettiğim umredir: Tek valizle gidip beş valizle dönenler… Sanat ve sosyete adı altında yapılan reklam gezileri… “Bir taş attım, pencere ‘dıhh’ dedi” misali gösterişler…
Biz Edremit’te dükkânın camına “Cuma’dayım” yazıp evine gidenleri de biliyoruz. Mesela benim dini vecibelerimi deşifre ettiğimi gören var mı? Sadaka veya hayır yapanlar için dinimizde “Bir elin verdiğini diğer el görmemeli” diye bir öğüt vardır. Bunu biliyorsunuzdur.
Konu derin… Ama bu konular iyi niyetli insanlarla tartışılır.
İstersen bunu daha “haber köşe yazısı” formatına da sert başlıklarla dönüştürebilirim.
Yorumlar
Kalan Karakter: