Ama bana göre Ocak ayında ölmek de en az Haziran kadar zordur. Çünkü biz, varlığımızı borçlu olduğumuz annemizi, 24 Ocak 1998’in keskin soğuğunda kaybettik. O günden bu yana tam 28 yıl geçti; ama içimizde açılan boşluk hâlâ kapanmadı.
Ölüm, zamanı da mevsimleri de dinlemiyor. Bir gün ansızın geliyor ve insanın hayatından bir parçayı alıp götürüyor. Yahya Kemal’in dizelerinde söylediği gibi, demir almak günü gelince zamandan, meçhule giden bir gemi kalkıyor bir limandan. Bizim için o gemi, 24 Ocak 1998’de sessizce demir aldı. Ardında, el sallayacak gücü bile olmayan, soğukta donup kalan yürekler bırakarak…

Ama bu yolculuk yalnızca bizim evimizden başlamadı. Ocak ayı, her yıl pek çok haneye ateş düşürüyor. Ölüm; ünlü ya da sıradan, zengin ya da yoksul ayırmıyor. Sekiz metre kefen bezi, iki paket pamuk… Herkes için aynı son hazırlanıyor. Giden gidiyor; geride kalanlara ise gözyaşı, sessizlik ve dinmeyen bir acı kalıyor. Bu ölüm yıl dönümünde anneme yazdığım şiirimi siz değerli dostlarla paylaşmak istiyorum:
Annemin Ardından
Boğaziçi’nde yağmur indi sessizce
O kapkara gün geldi çattı
Ege Üniversitesi koridorunda
Doktor bir kâğıt verdi elime
Dünya başımıza yıkıldı
“Şefika” için
“Zaman sustu” dediler
Dört evlat
Sahipsiz kaldık
Hem anne hem baba olmuştu
Nasır tutmuş elleriyle büyütmüştü
Yetimliğimizi unutturmuştu
Akça pakça yüzüyle hep gülerdi
“Hayatı dürüstlükle yaşayın” derdi
Yardımseverlikti mirası
Boğaziçi’nin yağmurunda bir anne sustu
Bir daha dönmedi
Güzel kokusu ve sesi kaldı her yerde
Dile kolay…
28 yıl geçmiş annesiz
Annem, canım annem
Her gün seni andık
Nasihatlerinle yaşadık bugüne dek
Masmavi gözlerin hâlâ içimizde
Canım annem
Kalbimizdesin her an
Biz dört kardeş olarak, babasız büyümenin zorluğunu yaşayan, bize hem anne hem baba olan bir kadının evlatlarıyız. Okuma yazma bilmeyen ama kızlarının mutlaka okumasını isteyen bir annenin çocukları olarak onurumuzla büyüdük. 24 Ocak 1998’de annemizi kaybettik. O gün bizim için hayat durdu.
Son yıllarda Ocak ayında peş peşe yaşanan ölümler, “Ocak ayı ölüm ayı mı?” sorusunu akıllara getiriyor. Adeta bir ritüel gibi… Bazı ölümler hainceydi: Uğur Mumcu, Ali Gaffar Okkan, Hrant Dink… Kimisi hastalıktan, kimisi yaşlılıktan. Ama sonuç aynı: Ocak ayı çok can aldı, çok ocaklara ateş düşürdü.
Ocak ayında kaybettiğimiz değerli isimleri hatırlamak da boynumuzun borcu. Araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan, siyasetçi İsmail Cem, gazeteci Mehmet Ali Birand, ressam Burhan Doğançay, yazar Metin Kaçan, Prof. Dr. Toktamış Ateş, “Deprem Dede” Ahmet Mete Işıkara, gazeteci Hrant Dink, Fenerbahçe’nin efsane futbolcusu Lefter Küçükandonyadis… Ve daha niceleri.
Ocak ayı ayrıca Türk sinemasının sevilen ismi Fatma Girik’i, türkücü Burhan Çaçan’ı, piyanonun kralı Ferdi Özbeğen’i, besteci Onno Tunç’u, tiyatro ustası Gülriz Sururi’yi, komedi sanatçısı Ayşen Gruda’yı, Münir Özkul’u, Arabeskin kralı Ferdi Tayfur, Selim İleri ve daha birçok değerli insanı bizden kopardı. Her biri kendi alanında iz bıraktı. Ocak ayı ise onları bizden aldı.
Bizim için Ocak ayı bir yas ayıdır. Hem annemizi hem de ülkemizin değerli insanlarını kaybettiğimiz bir ay…
Işıklar yoldaşları olsun.
Sağlıcakla kalın.
Yorumlar
Kalan Karakter: