Devlete yük olmayalım diye alnımızın teriyle kazandık. Hayalimiz şuydu, Emekli olunca biraz nefes alırız. Ama olmadı.
Ben de bir emekliyim. Maaşımın nasıl eridiğini, alım gücümün nasıl düştüğünü her ay daha net görüyorum. Bir zamanlar ayda bir kez eşimle ya da dostlarımla güzel bir restoranda yemek yiyebilirken, bugün bunu hayal bile edemiyoruz. Emekli maaşı artık sadece faturaları denkleştirme mücadelesine dönüşmüş durumda.
28 Mayıs 1999’da kurulan 57. Hükümet’in (ANASOL-M) son yılında en düşük emekli maaşı 228 liraydı, en düşük asgari ücret ise 174 lira. Yani emekli maaşı, asgari ücretin yüzde 131’ine denk geliyordu. Emekli, asgari ücretlinin üzerinde bir gelire sahipti.
Bugün ise tablo tersine dönmüş durumda.
Bazı iktidar temsilcilerinin emeklilerle ilgili açıklamalarını hatırlayalım:
AKP’li Şanlıurfa Milletvekili Cevahir Asuman Yazmacı, emeklilere banka promosyonu ve bayram ikramiyesi sağladıklarını belirterek Fransa ve Almanya’daki sistemlerin örnek alındığını söyledi.
SGK Başkanı Raci Kaya, emeklilerin ortalama yaşam süresinin 78 yıl olduğunu ve bunun sistemin yükünü artırdığını ifade etti.
AKP’li Özlem Zengin ise emeklileri gündeme getirmenin “reyting ve tweet malzemesi” olduğunu dile getirdi.
Bakan Mehmet Şimşek şöyle söylüyor, Yüksek gelirli ülkeler gurubuna dahil olduk.
Peki AKP Grup Başkanı Abdullah Güler emekliye verilen ikramiyeye neden zam yapmayacaklarını şöyle açıklıyor, Kaynak üretmede zorlanıyoruz. Emeklilerin bayram ikramiyesine zam yapılmayacak.
Ne yaman açıklamalar değil mi? Taban tabana zıt açıklamalar. Kime inanacağız?
Bu açıklamalar medyada sıkça yer alıyor. Ancak emeklinin yaşadığı gerçek hayat, bu sözlerle örtüşmüyor. Emekliler geçim derdiyle mücadele ederken, verilen mesajlar çoğu zaman sorumluluğu emeklinin omzuna yüklüyor.
Bir yanda “emeklilerimizin yanında olduk” açıklamaları.
Diğer yanda bayram ikramiyesine dahi gerçek enflasyon oranında zam yapılmaması.
Bir yanda “sistem yükü arttı” söylemi. Emekliler hangi söze inanmalı?
Sık sık “Avrupa’da emekliler daha zor durumda” söylemini duyuyoruz. Oysa Avrupa’daki birçok emekli yılda bir kez tatil yapabiliyor. Bizde ise emekli, bırakın yurt dışını, şehirler arası bir yolculuğu dahi hesap etmek zorunda kalıyor. Bayramda memleketine gidemeyen milyonlar var.
Emeklilerin bu noktaya nasıl geldiğine bakıldığında AKP iktidarının politikaları sayesinde geldiğini net bir şekilde görebiliriz diye düşünüyorum.
AK Parti’nin iktidarı devraldığı 2002 yılında emekli maaşı asgari ücretin yaklaşık 1,5 katıydı. 19 Kasım 2002’den haftalar sonra yapılan zamla emekli maaşı 332 liraya, asgari ücret ise 226 liraya yükselmişti. Aradaki fark yüzde 146 civarındaydı. Yani emekli, asgari ücretlinin belirgin şekilde üzerindeydi.
Bugün ise birçok emekli maaşı asgari ücretin altına gerilemiş durumda.
Emekli maaşlarının hesaplanmasında uygulanan sistem değişiklikleri de bu düşüşte önemli rol oynadı.
Türkiye’de emekli maaşlarının hesaplanmasında üç farklı dönem esas alınıyor (Kaynak: Tahancı Hukuk Bürosu):
08.09.1999 öncesi dönemde 25 yıl (9000 gün) için aylık bağlanma oranı yüzde 76 idi.
08.09.1999 – 30.04.2008 arasında bu oran yüzde 65’e düşürüldü.
30.04.2008 sonrası dönemde ise 25 yıl için aylık bağlanma oranı yüzde 50 seviyelerine kadar geriledi. Aylık bağlanma oranlarının yüzde 76’dan yüzde 50’lere düşürülmesi bir “teknik düzenleme” değil, emeklinin geleceğinden yapılan kesintidir.
Yani sistematik bir şekilde emekli aylık bağlanma oranları düşürüldü. Sonuç olarak, uzun yıllar çalışan bir vatandaşın aldığı emekli maaşı giderek azaldı. Bu tablo tesadüf değil, AKP iktidarının tercihidir ve emekliye yük gözüyle bakılan bir anlayışın sonucudur bu tablo.
Öte yandan beş yıl milletvekilliği yapan bir kişinin emeklilik şartları ile 25 - 30 yıl prim ödeyen bir işçinin şartları arasındaki fark, toplumda ciddi bir adalet tartışmasına yol açıyor.
Emekli bugün geçinmek için çalışmak zorunda kalıyorsa, burada yapısal bir sorun var demektir. Bayram ikramiyesine yapılan ya da yapılmayan zamlar, aslında bu bakış açısının bir göstergesi haline gelmiştir.
Kısacası mesele sadece maaş değil; mesele itibar, adalet ve insan onurudur. Bir ülkenin emeklisi, ömrünü çalışarak geçirmiş insanıdır. Hayatının son döneminde huzur ve refah içinde yaşaması gerekirken, temel ihtiyaçlarını hesaplamak zorunda kalıyorsa burada ciddi bir sosyal politika sorunu vardır.
Emekliler zor şartlarda yaşıyor. Bu bir siyasi slogan değil, günlük hayatın gerçeğidir. Ben de bir emekli olarak bu gerçeği yazmak istedim.
Bu ülkede emekli olmak artık dinlenmek değil, hayatta kalma mücadelesi vermek demektir.
Yıllarca çalış, prim öde, ülkenin kalkınmasına katkı sun… Sonunda aldığın maaşla pazara çıkarken iki kez düşün. İşte bugün milyonlarca emeklinin yaşadığı gerçek budur.
Emekli sadaka değil, hakkını istiyor.
Lütuf değil, adil bir pay istiyor.
İkramiye değil, insanca yaşam istiyor.
Emekli maaşları eridikçe sadece cüzdanlar değil, umutlar da boşalıyor. Aslında emekli çok şey istemiyor, ömrünü bu ülkeye vermiş insanın, yaşlılığında kimseye muhtaç olmadan yaşayayabilmek istiyor.
Sağlıcakla kalın
Yorumlar
Kalan Karakter: